ABD Borç Dinamikleri ve Faiz Politikası

Son on beş yılda ABD federal maliyesinde yaşanan yapısal dönüşüm, kamu borcunun hem nominal büyüklük hem de reel ekonomi içindeki payı açısından kritik eşikleri aştığını göstermektedir. 2010 yılında yaklaşık 13 trilyon dolar seviyesinde bulunan toplam federal borç stoku, sürekli verilen bütçe açıkları ve genişletici maliye politikalarının kümülatif etkisiyle 2026 yılı itibarıyla 40 trilyon dolar sınırına dayanmıştır (Grafik 1). Bu nominal tırmanış, ülkenin üretim kapasitesiyle kıyaslandığında da kalıcı bir dengesizliğe işaret etmektedir; nitekim 2010’da %85 civarında olan kamu borcunun Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’ya (GSYH) oranı, 2020 yılındaki olağanüstü pandemi harcamalarıyla %130’un üzerine fırlamış ve takip eden dönemde de %120–125 bandında yüksek bir platoda dengelenmiştir (Grafik 3). Bu durum, borç birikim hızının genel ekonomik büyüme temposunun belirgin şekilde üzerinde kaldığını doğrulamaktadır.

Borç yükündeki bu niceliksel genişlemenin en sarsıcı yansıması ise borç servisi maliyetlerinde, yani yıllık faiz ödemelerinde ortaya çıkmıştır. Küresel düşük faiz konjonktürünün sürdüğü 2010–2021 döneminde yıllık 600–800 milyar dolar bandında kontrol altında tutulabilen federal faiz giderleri; 2022 sonrası başlayan parasal sıkılaşma döngüsü ve devasa anapara stokunun birleşmesiyle parabolik bir artış kaydederek 1,5 trilyon dolar eşiğine ulaşmıştır (Grafik 2). Bütçede savunma ve temel altyapı gibi ana harcama kalemlerini baskı altına alan bu rekor faiz faturası, borcun kendi kendini besleyen bir sarmala dönüşme riskini artırmakta ve ABD’nin uzun vadeli mali sürdürülebilirliği önündeki en büyük tehdit olarak öne çıkmaktadır.

FED’in politika faizini artırması; yapışkan enflasyonu kontrol altına almak, piyasadaki aşırı ısınmayı dizginlemek ve doların küresel rezerv statüsünün güvenilirliğini korumak adına gerekli bir adımken; faizlerin artırılmaması hatta gevşetilmesi ise halihazırda yıllık 1,5 trilyon dolara dayanan federal faiz yükünü hafifletmek, Hazine’nin borç çevirme maliyetlerini sürdürülebilir kılmak ve yatırımları baskılayarak ekonomiyi resesyona sürüklememek için hayati bir tercihtir. Enflasyonla mücadele gerekliliği ile devasa borç stokunun yarattığı mali kırılganlık arasındaki bu derin açmaz; tek başına para politikasının yetersiz kaldığını, uzun vadeli istikrarın ancak faiz indirimlerini destekleyecek yapısal maliye politikaları ve bütçe disiplini ile mümkün olabileceğini göstermektedir.

FED faiz artırırsa piyasa aktörleri borcun çevrilemeyeceğini düşünüp borç tahvili satışlarını hızlandırarak borç krizi sarmalı yaratır korkusu ile yapışkan enflasyon korkusu arasındaki büyük savaşın sonucunu 2027’de göreceğiz….

GRAFİKLER: FRED